Manüel Zihin Ayarı

waliszewska

 

Merak etme, bu patlamalar sadece havai fişek. Bombalar yağdırmak için senin şehrinden kalkan savaş uçakları şimdi çok uzakta. Sen uyu, işe gideceksin. Çünkü hayatını böyle devam ettiriyorsun ya da sana karşı olan şeyin hayatını. Neyin adaletli olduğunu biliyorsun, neyin asıl olduğunu. Değerlerine göre şeyleri doğru biçimde sıralayabiliyorsun. Taşlar, toprak, bitler ve virüsler elbette böyle bir sıralamaya giremeyecek. Seninki sapına kadar modern bir zihin. Önce listenin başındakine tamamlandı çizgisi çekmen gerek. Kimse aksini söyleyemez, elbette iyi olanın peşinden gidiyorsun, kötülük için sarsılmaz bir direniş noktasısın. Ama işte bir şeyden bağımsızlığını ilan edince bin tane ada, fikre, işe bağlanıp kalıyorsun. Bir iyinin peşinden koşarken bin tanesinin üstünden geçiyorsun. Küçük işler –bir an durup başka türlüsü de olabilir mi demek ya da sadece bir an için bile olsa yıkılmayı kabul etmek; bir an kafa karışıklığının, kararsızlığın karanlık odasına girmeye razı gelmek- küçük insanların işi. Sana göre değil. Biliyorsun, askerlerin bile her zaman dediği gibi, elbette sonunda barış kazanacak. Tiksintin ve kızgınlığın her daim işlevsel ve hayranlık uyandırıcı. Çünkü onları üzüntüye tercih edersin. Kimse senin parlak aklından, kalbinin iyiliğinden kuşku duyamaz. Eve döndüğünde biten günün üstüne soğuk bir bardak organik kutu sütü içeceksin ve o başka şehir yerle bir edilmiş olacak.

Bu göz kamaştırıcı iyiliğin açıkça rezil görünüyor. Kalbinin iyiliğinden kuşku duymayasın diye zihin böyle, vicdan böyle çatılmış diyorlar. Ama kuşku yapışkan. Parmaklarıyla en kanlı yarayı bulup deşiyor. Dikte edilenden yüz çevirsen ilkeye bel bağlıyorsun, ahlâkı ıskartaya çıkarsan etiğe tav oluyorsun. Bu neredeyse hiç şaşmıyor ama sen hep sapıyorsun. Ahlâk seni mahvetti, etik seni tükürecek.

Tanrının evreni ve insanı nasıl bir saat gibi kurduğuna ilişkin eski tartışmalardaki gibi söylenen sözler. Zihni karmaşık bulan ve dehlizlerinde kaybolmamak gerektiğini düşünen ya da tersine zihnin kendi başına iş göremeyecek kadar ilkel olduğuna inananlar ona bir “iyi” işlemler listesi vermekten yanalar. Böyle bir liste zihin denen saati her iş için an be an ayarlar. Huzur listededir. İnsan deli gibi liste arar. Ancak her liste eksiktir ve zihinde tutunabilmesi için eksikliği oranında artan müthiş bir güç gerektirir. Tam sıralı liste ise henüz basılmamıştır çünkü yazılabilseydi sonsuz uzunlukta olacaktı ve eğer böyle bir liste öngörülebilseydi belki yine de yazılabilirdi. Ne var ki zihin listeyle çalıştırılmaya çalışıldığında çalışamaz. Sadece verilen işlemleri gerçekleştirmek bir şeyi zihin yapmaz. Çünkü kendiliğindenliği kaybolmuş ya da hiç olmamış şeye zihin demeyiz. Not düşmek gerek; böyle bir tanım insan ile hayvanı ayırt etmek için değil. Zihne sahip olmayan bir hayvan yoktur. Yalnızca insanda söz konusu olabilen bu listecilik bir tür yanlış evrim hikâyesidir ve bu hikâyenin sonu şudur: Zihin geri alınamaz biçimde başka bir şeye dönüşmüş olduğu halde hâlâ zihin sanılır ya da en iyi ihtimalle zihin artık öyle değilmiş gibi yapar.

İlkecilere bakarsan listecilerin ilkelliği tiksindirici, huzuru yalan. Onlara göre saate bir çalışma ilkesi ver o bu ilkeyle doğru biçimde sonsuza kadar çalışsın. Oysa bu, bir şeyin sadece zihin olma koşulunu sağlar, zihin kalmasını değil. Bu yüzden burada da bir felaket huzuru var.

Elini daldırıp zihnin içinden bir ilke çıkaramazsın. Her ne kadar huzur avcıları bunu sürekli deneyip dursalar da. İlke ancak dışarıdan sokulabilir; tutarsızlıkları, çelişkileri, yanlışları elemek, zihni tertipli ve terbiyeli hale getirmek için. Ne var ki zihin ilkeyle çalışmayı bir türlü beceremez. Çünkü bu yabancı el her şeyi aynı biçimde toplamaya girişir. (Yabancılığı tekilliği tekdüze eden diye tanımlamalı) Biriciklik aptalca görünür ve zihin biriciktir. Sıçrayarak, sıçratarak işler; boşluğa düşer, sapar, dönüştürür, çarpıtır, yanıltır, ilişkilendirir, düğümler, açmaza atar. İlken bununla baş edemez. Bütün zihin durumlarını, işlemlerini istisnasız kat etmek isterken buna yeltenir yeltenmez çöküverir ve sen ilkeyle iyi olmak istediğinde bütün bu hafriyatı dünyaya boşaltırsın. Bunu matematikteki eksiklik kuramı ile benzeştir. İlke hiçbir zaman her şeyi hükmü altına alamayacak, çemberini tamamlayamayacak ve sürekli kendi kendini öne sürdüğü, kendi kendini şart koştuğu için tutarlılık arzusu hep boşa çıkacak. Zihin tamlık ve tutarlılık saplantısı taşımayan başka bir şekilde çalışıyor olmalı. Mesela modelleme yaparak. Modelleme eksiklik, çelişiklik ve hata ile kendini kilitlemez, yoğunlukları birbirinden farklı çok odaklı ağ üzerinde hareketi mümkün kılar. Nasıl her zihin/her zihin ağı benzer ama kesinlikle biricikse yapılacak her modelleme de biriciktir.

Modelleme bir ağ ilişkisini başka bir alana yayar. Bunu yaparken kendisiyle birlikte önceki ilişki ağını da dönüştürmüş olur. Böylelikle öldürme, işkence, tecavüz, ayrımcılık, köleleştirme başka biçimleriyle başka ilişkiler içinde yeniden düşünülebilir hale gelir. Bu başka biçimler de bağlandıkları fikirleri, duyguları, arzuları ortaya döker. Öldürmeler, köleleştirmeler yalnızca insanlara, belirli bir sınıfa, ırka vs. yapıldığı zaman değil, sıradan arzularda, günlük hayatın gevezeliklerinde, eğlencesinde, Bachmann’ın dediği gibi iki insan ilişkisinde, sonsuz küçüklüklerin sinsiliğinde fark edilir olmaya başlar. Liste başı kötülük diye bir şey yoktur ya da kurtulman gereken kötülüklerin, kötülükten kurtarılacakların en iyi on listesi diye bir şey. Zihni otomatiğe bağlamaya çalıştıkça kötüye direnişimiz kendi tükürüğümüzü yutup durmaktan başka bir şey değil. Adalet perakende alınmadığı için.

Listeciler ve ilkeciler birbirlerinden kolayca ayrıt edilmezler. Peygamberler, peygamber sevdalıları, yasa yazıcılar, öğretmenler, dedelerimiz bilirciler, yaşam koçları, etik profesörleri, ahkâm kesiciler, üstat filozoflar, anneler ve en baba siyasetçiler hepsi aynı huzur vaadiyle huzursuzluğundan beslenir. Etikçiler de ahlâkçılar kadar tehlikelidir.

Oysa bizim kader sevgimiz ancak bir lanet olarak biricikliğimize duyduğumuz aşk olabilir. Huzursuzluğumuz biz tam ortasına yerleştiğimizde ancak huzur bulur.

O halde ağın hareketi kısıtlanamayacağından zihnin dalgasının üzerinde kal. Akışın kendisi olarak. Başarısız modelleme ihtimaline karşı inatla sor: Neden burada akışı durdurdum? Neden şu şeylerin ilişkisini ısrarla görmezden geldim? Ve elbette modellemenin yarattığı hareketin masum olmayışına karşı uyanık ol. Çünkü bir doktorun ve yazacağı bir reçete olmayacak.

 

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: