Acı bilgi

Kafamızın içinde bir cümle yapışkan bir sinek gibi dolanıp duruyor: Çok acı var. İntihar notu gibi. Zaten bir intihar notu. Ama her gün kendimize bunu söylüyoruz. Her defasında da zihnimizi türlü biçimlerde onun ağırlığından kurtarıyoruz. Sineğin konmasına izin veremeyiz. Yaşam gücümüzün, yaşama tutunmak için ördüğümüz bağların yitirilmesi demek olur bu. Acıyla ne yapacağımızı bilmemiz gerek. Yaşayabilmemiz buna bağlı. Oysa çoğu beceriksizce ve pek de zekice olmayan şeyler yaparız. Belki bu şeyler arasında nispeten zekice olanları mümkün olduğunca beceriklice yapmayı denemeliyiz.

  1. Unutma. Her organizma kendisini sürdürebilmek için bir bellek geliştirmek zorunda. Tehlikeden kaçabilmesi neyin tehlike olduğunu hatırlamasına bağlı. Ama sadece bu kadar değil. Çünkü tek başına hatırlamak ölümcüldür. Unutamayan geçmişi tarafından yutulur. Kendimizi yeniden kurabilmek, dönüştürebilmek, taşlaşan kimliğimizin altında öğütülüp gitmemek için bazı şeyleri unutmak gerek. Neyi nasıl hatırlayacağımızı ve neyi ne kadar unutacağımızı belirlemeye ihtiyacımız var. Yaşamımızın temel matematiği, asıl bilgeliği işte bu. Ama bunda hiç yeterince becerikli olmadık.
  2. Yüceltme. Ne iyileştirilebilen ne de kesip çıkartılabilen hasta ciğerlerdeki havanın güzellemesi gibidir bu. Acının seçilmişlere, zekilere, bilgililere, ince düşünenlere özgü olduğunu sanırız. Başkaları tarafından çözülemeyen soruları çözebilenler, hayatın bütününü bilmek ve anlamak isteyenler, benzerlerle ve -asıl zor olanı- benzemezlerle zihin ortaklığı kurmak isteyenler için acı şiddetli ve kesintisizdir. Ama bu onun kendi kıymetinden değil, sıradanlığına hayret etmekten, fark edilmez oluşunu fark etmekten, bir tarafa yığılmış olanı kendi üzerine almaktan kaynaklanır. Biz neden olanı değil de acıyı elzem ve kıymetli bir şeymiş gibi düşündüğümüzde onu kutsal bir tahtta sabitleriz. Böylece ya acı çekme sorumluluğunu üzerimizden atar empati kurmayı, hayatı iyileştirmek ve dönüştürmek için enerji harcamayı, risk almayı başkalarına bırakırız ya da acı çekmenin bir meziyet olduğuna inanır, içine itildiğimiz çaresizliklere sessizce katlanır oluruz.
  3. Bağımlılık. Acı çekmeyi düşünüyor olmamızın, hissediyor olmamızın bir koşulu, kişiliğimizin doğal eğilimi gibi görmeye başladığımızda ona saplanır kalırız. Her seferinde var olduğumuzu bilmek için bir acı tasarımına kendimizi bağlamamız gerekli hale gelir.
  4. Doğallaştırma. Bakış açımız kısır, yeteneklerimiz kısıtlıdır. Çaresizce her acı deneyimini kaçınılmaz addederiz. Böylece o güç, erdem, iman ölçeği haline gelir. O zaman da sessizce katlanır, isyan etmez ve üstümüze yıkılan bu şeyi kabullenmeye gönüllü oluruz.
  5. Rutinleştirme. Yeterince doğallaştırabildiğinde acı neredeyse görünmez hale gelecektir. Çünkü her günkü şeyler, hep burada olanlar, hiç uzaklaşamadıklarımız her zaman uyarı eşiğimizin altında kalır.
  6. Bastırma. Onu saklarız. Belleğimizin çeri çöpünün arasında, kafamızı çevirip hiç bakmayacağımız yerlere koyarız. Fotoğraf icat edilmeseydi kuşkusuz daha başarılı olabilecektik.
  7. Yok sayma. İçinde bulunduğumuz kültür ısrarla hayatın hüzünlü, keyifsiz yanını görmezden gelir. Bilmenin, öğrenmenin, yaşamda her eylemin amacı keyif vermekmiş gibi düşünülür, tek bir an bile olsa üzüntüye kapılmak zihinsel hastalık, kişisel zayıflık belirtisidir. Kapitalizm haz kültürüdür. Üzüntü içe dönüşe, durmaya, yavaşlamaya hatta düşünmeye yol açabileceğinden tedavi edilmesi gerekir.
  8. Sakınım. Acı vermesi muhtemel şeylerden uzak dururuz. Sevmez, dikkati vermez, kafada kurcalamaz, bağlanmaz, yatırım yapmaz, vaatlerle ilgilenmez ve düş kurmazsak gerekli bu mesafeyi yakalayabiliriz.
  9. Ayırt etme. Bu Stoacı bir ilkedir. Doğal ve zorunlu olan yani etkide bulunamayacağımız şeyler ile kendi çabamıza bağlı şeyleri ayırt etmeli ve elimizde olmayan şeyler konusunda endişe içinde yüzmekten kendimizi kurtarmalıyız. Her ne kadar her ikisini ayırmak Stoacıların düşündüğü kadar kolay olmazsa da.
  10. Yorumlama. Bu da başka bir Stoacı ilke. Her olgu aslında bir yoruma muhtaçtır. Acı verici olan olayların kendisi değil, onlara ilişkin bizim fikirlerimizdir. Öyleyse olayları başka türlü düşünebildiğimizde dinginliğe ulaşabiliriz. Tehlike: Böyle yaparak hemen hemen her derdi teğet geçebiliriz, onları görmeyiz bile. Ama görmediğimiz şeyi bilemeyiz.
  11. Yansıtma. Acıyı başka şeylerin üzerine kusabiliriz. Bunlar ulaşabileceğimiz kişiler, takıntı haline getirilmiş eylemler amaçlar, işkoliklik, obsesifleşmiş ritüeller, vaz geçilmez hobiler ve elbette sanattır.
  12. Gözleme. Onunla göz göze gelmek gerekir. Ne acı veriyor, ne anlatıyor dinlemek için.
  13. Dönüştürme. Acı dönüştürülmelidir. Bilgiye. Yoksa hafiflemez ve sürekli tekrarlar.

Nilg.

<span>%d</span> blogcu bunu beğendi: