Thomas Aquinas’ta İnsanın Tanrı Karşısındaki Yeri

Nil Göksel

Giriş

Thomas Aquinas skolastik geleneğini temellendiren biri olduğu kadar günümüze gelinceye kadar tüm büyük felsefe sorularına ilişkin yanıtların da biçimlendirilmesinde bir rol oynar. Bertrand Russel Batı Felsefesi Tarihi’nde bu rolü şöyle dile getirir: “… Aziz Thomas yalnızca tarihsel bir ilgiyi değil, Platon, Aristoteles, Kant, Hegel gibi geçerliğini hâlâ koruyan ve gerçekte Kant’la Hegel’in yapmış olduğundan daha büyük olan bir etkiyi simgeler” (Bertnart Russel’dan Aktaran Küken, 1996:90). Aquinas felsefesini inceledikçe bu etkiyi görmek kolaylaşacaktır. Her şeyden önce Aquinas Aristoteles’i Hıristiyan dogmalarıyla uzlaştırarak Batı felsefesinin temel rengini belirlemiştir. Aquinas felsefe ve teoloji arasındaki ince çizgide yürürken tüm felsefe tarihi boyunca görünür olan bir karşıtlığı keskinleştirir. Bu karşıtlık Platon’dan beri kendini hissettiren diyalektik-retorik karşıtlığıdır. Birbirleriyle uzlaşmayan bilmek ile inanmak, kanıtlamak ile ikna etmek arasında sınır çizgilerini belirleyenlerden biridir Aquinas. Bundan sonra felsefede metafiziğin yerine dair yapılan tartışmalar da Aquinas’ın bu çizgilerine göre hizalanır.

Ortaçağın bu en büyük düşünürü 1225 yılında Benedikten tarikatına mensup soylu bir ailenin oğlu olarak Aquina kasabasında dünyaya gelir. Önce Benedikten eğitimi alır. Daha sonra Napoli Üniversitesi’ne giderek dönemin eğitiminin temel aşamaları olan yedi özgür sanat[1] hakkında ayrıntılı bilgi edinir. Yine burada Aristoteles’in yapıtlarını ve bu yapıtlara ilişkin yorumları okur. 1244’te Dominiken[2] tarikatına girmeye karar verir. Ailesinin karşı çıkmasına rağmen dünyanın ilk, hıristiyan dünyasının en önemli üniversitesi olan Paris Üniversitesi’ne[3] gider. Burada hocası Albertus Magnus’tan büyük ölçüde etkilenir. Paris Üniversitesi’nde Aristoteles felsefesi ve İslam düşünürlerinin Aristoteles yorumları yasak olsa da Aquinas Aristoteles çalışmalarını sürdürür. Yaşadığı çağda Aristotelesçiliği ve düşüncelerindeki İbn Rüşd etkisi nedeniyle eleştirilir, hatta Paris’te olduğu gibi Oxford Üniversitesi’nde de görüşleri yasaklanma gişimlerinde bulunulur. Ancak 1278’de Thomizm Dominiken öğretisinin resmi doktirini olur. Ölümünden elli yıl sonra 1323’te Aquinas aziz ilan edilir. 1570’lerde Papa V. Puis, Aquinas’ı Ambrose, Augustine, Jerome ve Büyük Gregory ile birlikte kilisenin beşinci alimi (doktoru) olarak onaylar. 1879’da Papa 13. Leo Thomizmi Katolik kilisesinin resmi öğretisi olarak kabul eder.

Uzun sayılamayacak bir ömüre pek çok yapıt sığdıran Aquinas büyük ölçüde ontolojisini kurduğu De Ente et Essentia’yı (Varlık ve Öz) 1256’da yazmıştır. İbn Rüşd’ün açtığı akılların birliği tartışmasıyla ilgili olan De Unitate Intellectus Contra Averroistas’ı (Averroisme Karşı Aklın Birliği Üzerine) 1269-1272 yılları arasında kaleme alır. Summa Philosophica olarak bilinen Summa Contra Gentiles’i (Kafirlere Karşı Külliyat) 1263’te, Summa Theologica’yı (Teoloji Külliyatı) 1273’te tamamlar.

Yüksek Skolastik Felsefede Aristoteles’e ilişkin yönelimler temelde dört biçimde gelişmiştir.

  1. Konservatizm: Aristoteles karşıtlığı
  2. Latin İbn Rüşdçülüğü: Aristoteles etkisiyle Hıristiyan dogmalarına ters düşecek biçimde evrenin öncesiz ve sonrasız olduğunu, İbn Rüşd’ün tek-ruhçuluğunun savunulması. En önemli temcilcisi Brabantlı Siger’dir.
  3. Aristoteles-Augustinus etkisinde ancak daha çok Augustinus teolojisinin hakim olduğu yaklaşım. Temsilcileri daha çok Fransisken tarikatı ve özellikle Bonaventura’dır.
  4. Aristoteles-Augustinus etkisinde ancak daha çok Aristoteles felsefesi ağırlıklı yaklaşım. Temsilcileri Dominiken tarikatı ve özellikle Albertus Magnus, Thomas Aquinas’tır. (Gökberk, 1998:148)

Aquinas felsefesi Augustinusculuğun Aristotelesçilik ile yenilenmiş biçimi olarak değerlendirildiği gibi Aristoteles’in bir tür hıristiyanlaştırılması olarak da görülmüştür. Bu sentezi şu biçimde dile getirmek doğru olabilir: Aquinas hıristiyan dogmalarını Aristoteles felsefesiyle sağlamlaştırmış ve böylece Batı felsefe tarihinin genel çizgisini yaratmıştır. Bu çalışmada Aquinas’ın ontolojisi, epistemolojisi, insan ve insanın amacına yönelik temel düşünceleri On Being and Essence  ve Summa Theologica yapıtları incelenerek ortaya koyulmaya çalışılacaktır.

Yapıtları arasında önemli bir yere sahip olan Summa Theologica insan ile Tanrı arasındaki ilişkiye odaklanır. Yapıt sorular, sorulara ilişkin itirazlar ve Aquinas’ın sorulara ve itirazlara verdiği yanıtlar biçiminde düzenlenmiştir. Üç ana bölümden oluşur. İlk bölüm Tanrının doğası ve varlığına ilişkin tartışmalarıyla ilgili 119 soru içerir. İkinci bölümde insanın doğası, amaçları, erdemler ve hukuk türlerine ilişkin 303 soru vardır. Üçüncü bölüm Mesih’le ve kutsal öğretiyle ilgili 90 soru biçiminde düzenlenmiştir. Bunun dışında aforoz, günah çıkartma, evlilik ve araf gibi konulara ilişkin 99 soru eklenmiştir.

1. Ontolojisi

1.1.         Varlık ve Öz

Aquinas, Aristoteles’in Metafizik’inin V. Kitabındaki sözleri doğrultusunda varlığı iki anlamda düşünmek gerektiğini ileri sürer. Birinci anlamda ancak gerçeklik alanında bir karşılığı olan ve on kategoriye ayrılan şeylere varlık deriz. İkinci anlamda ise nesnel bir karşılığı olmasa bile kendisi hakkında olumlu bir önerme oluşturulabilen her şeye varlık deriz. Yoksunluklara ya da değillemelere varlık denmesi bu anlamdadır. Yani burada söz konusu olan önermelerdeki doğruluktur. İkinci anlamdaki varlıklar öz adını alamazlar. Çünkü yoksunluk özün olmayışıdır. Örneğin körlüğün kendine özgü bir özü yoktur. Çünkü öz olarak görebileceğimiz şey “görme”dir, körlük ise görmenin yokluğudur. Öz, değişik varlıkların değişik cinsler ve değişik türler biçiminde sınıflandırılmasına yarayan ortak olan şeyi ifade etmelidir. Söz gelişi “insanlık” insanın özüdür. Öze nelik (quidditas) denmesinin nedeni de budur. Cinslere ve türlere ilişkin yapılan bu sınıflandırmalara yarayan bu ortaklıklar aynı zamanda nesnelerin ne olduğunu gösteren tanımlardır. Nelik, Aristoteles’in “bir şeyi o şey yapan şey” (quad quid erat esse) dediği şeydir. (Aquinas, 2000:243-244)[4]

Mutlak anlamda tözlere varlık denir. Sadece bir töz (substance) tam anlamıyla ve gerçekten bir öze (essence) sahip olabilir. İlinekler (accident) ise göreli olarak ve ikincil anlamda varlıktırlar. Kimi tözler yalın kimileri ise bileşiktir. Her ikisinde de öz vardır ama yalın olanlar ötekilere göre daha edimsel ve daha yüksek düzeyde varlığa sahiptirler. Üstelik bunlar bileşik tözlerin nedenleridir. Aquinas araştırmanın sağlamlığı bakımından bizim için daha çok bilinebilir olan bileşik tözlerin özleriyle işe başlamanın gerekli olduğunu düşünür. Bileşik tözlerde biçim ve madde (forma et materia) insandaki beden ve ruh gibi görünür. Ama özün bunlardan sadece biri ya da öteki olduğu söylenemez. Bileşik tözlerde öz adı, madde ve biçimden oluşan şeyi göstermektedir.

Aquinas için bireyselleşme ilkesi maddedir. Ancak bu maddenin herhangi bir anlamda anlaşılan madde olmadığı, belirli bir madde olduğunu belirtmek gerekir. Aquinas buna “belirli madde” anlamında materia signata der. Bu kavramsallaştırmayla birlikte Aquinas, kendisinden öncekilere göre bireyselleşme sorununa özgün bir çözüm önerisi sunmuş olur.  “Materia signata, tamamen farksız ilk maddeye karşıt olarak duyulur maddenin bir parçasıdır; “işte bu” diye gösterilen maddedir” (Aquinas, 2000:247). “Bu” diye gösterilebilen madde, iki ya da daha fazla miktarda şeyin özdeş olmadan aynı biçime sahip olmalarını sağlar. Çünkü her şeyin maddesi yer kaplar ancak başka bir şeyin maddesi bu yeri kaplayamaz. Öz, tanımla belirtilen şey diye kabul edildiğinde tümellerin tanımı olmadığı ortaya çıkar. Materia signata, insanın insan olarak tanımını oluşturmaz. İnsan kavramının tanımına belirlenmemiş madde (materia non signata) girer. Belirli maddeden, belirli kemik ve belirli etten bahsedebileceğimiz şey insan değil, Sokrates, Platon, vs.’dir (Aquinas, 2000:247). İnsanlık insanın insan olmasını sağlayan şeyi gösterir. Oysa insanın insan olmasını sağlayan şey belirlenmiş madde değildir. Hatta madde insanı insan kılan şeyler arasında hiçbir biçimde sayılmaz. Cinse göre türde yer alan belirlemeler türün özünde varolan ve hiçbir şekilde cinsin özüne girmeyen bir şey aracılığıyla olmaz. Tersine türde olan her şey cinste de bulunur ama bu bulunuş belirlenmemiş bir biçimdedir. Çünkü nasıl cinsin yapısı türe göre belirsizse, türün yapısı da bireye göre belirsizdir. Cinse göre türün belirlenimi biçimlerle, türe göre bireyin belirlenimi ise maddeyle olur. Bu nedenle insanın özünü, insanlık ve insan gibi iki adın birbirlerinden farklı biçimlerde gösterdiği açıktır.  (Aquinas, 2000:247-53)

1.2.        Tanrı kanıtlamaları

Aquinas Tanrının varlığının apaçık bilinip bilinemeyeceği sorusu üzerinde durur. Aquinas’a göre bir şey iki biçimde apaçık olabilir. Bir önermede yüklem özne tarafından içerildiğinde apaçıklıktan söz edebiliriz. “İnsan bir hayvandır” önermesinde olduğu gibi. Burada olduğu gibi özne de yüklem de bizim için tümüyle bilinebilirdir. Ancak apaçık olsa da öznesinin ve yükleminin anlamını bilmediğimiz önermelerden de söz edilebilir. “Tanrı vardır” önermesi, yüklemiyle öznesi aynı içerime sahip olmasından dolayı apaçık olmasına rağmen Tanrının özünü bilmediğimizden ötürü önerme bizim için apaçık değildir. Tanrı kanıtlamasında bilinenlerden, yani sonuçlardan daha az bilinene doğru bir yol izlememiz gerekir (ST, P.I, Q.2, Art. 1).

Kanıtlama, mutlak olarak önce gelen nedenlerden (propterquid) ve göreli olarak yalnızca bizim için önce gelen sonuçlardan (quia) hareketle olmak üzere iki biçimde yapılır. Her etki bir nedene dayanır. Eğer bir etki varsa daha önce mutlaka bir neden var olmuştur. Etkiler bizim için daha bilinebilir olduğu için etkilerden nedenin bilgisine doğru ilerlemek gerekir. Tanrının varlığı bizim için apaçık olmadığında bizim için bilinebilir etkilerinden varlığını kanıtlamak mümkün olur. (ST, P.I, Q.2, Art. 2)

Aquinas böylece Anselmus’un yaptığı gibi bir ontolojik kanıtlamanın Tanrının varlığını apaçık gösterse de insanın tanrı konusundaki bilgisizliğinden dolayı insana yetmeyeceğini düşünmektedir. Doğrudan Tanrıyı bilmemiz mümkün olmadığına göre tanrının izlerinden; yarattıklarından, etkilerinden onun varlığını kanıtlamamız mümkün olur. Böylece Aquinas ontolojik kanıtlama yerine kozmolojik kanıtlama yolunu seçer. Bu kanıtlamalar büyük ölçüde Aristoteles’in Metafizik’ine dayanır.

Aquinas Tanrının varlığının beş biçimde kanıtlanabileceğini söyler.

  1. Aristoteles metafiziğinden alınan hareket kanıtı
  2. Aristoteles metafiziğinden alınan etken neden kanıtı
  3. Zorunluluk ve olanaklılık ayrımınadayanan kanıtlama
  4. Aristoteles’in Metafizik’inin II. Kitabından alınan derecelendirmeye ve karşılaştırmaya dayanan kanıtlama
  5. Aristoteles Fizik’inin II. Kitabı ile İbn Rüşd’ten alınan amaç kanıtı

1.2.1.   Hareket kanıtı

Aquinas’a göre en açık kanıtlama budur. Evrende bazı şeylerin hareket halinde olduğu duyularımızla kesin ve açıktır. Hareket halinde olan ne ise başka bir şey tarafından harekete geçirilmiştir. Hareket bir şeyin olanak halinden edimsel hale dönüşmesinden başka bir şey değildir. Bir şey aynı anda/aynı açıdan hem olanak hem de edimsellik içinde olamaz, yani aynı anda, aynı açıdan hem hareket eden hem hareket ettirici olamaz. Bundan dolayı her şey bir başka şey tarafından harekete geçirilir. Ancak bu sonsuza kadar gidemez. Hareket ettiricilerin zincirinin sonsuza kadar ilerleyebileceğini düşünürsek hareket açıklanamaz. Öyleyse başka hiçbir şeyin hareket ettirmediği bir ilk hareket ettiriciye varmak zorunludur ve herkes bu ilk hareket ettiricinin Tanrı olduğunu düşünür (ST, P.I, Q. 2, Art. 3).

1.2.2. Etken Neden Kanıtı

Duyular dünyasında etken nedenler düzeni buluruz. Bir şeyin kendisinin etken nedeni olduğu bir durumla karşılaşmayız. Etken nedenler bir sıra halinde birbirlerini takip ederler. Her neden bir etki yaratmak zorundadır. Etken nedenler düzeninde sonsuza kadar geri gitmemiz mümkün değildir, sonsuza kadar gidilebilse ilk nedene varmak mümkün olmazdı. Bunun yanlış olduğunu açıkça görürüz. O halde herkesin Tanrı adını verdiği bir ilk nedeni kabul etmemiz zorunludur (ST, P.I, Q. 2, Art. 3).

1.2.3. Zorunluluk ve olasılık kavramlarına dayanan kanıtlama

Doğadaki şeylerin var olmaları ve var olmamaları olasıdır. Onlarda oluş, bozulma gördüğümüz için var oluşlarının olası olduğunu biliriz. Bir şey aynı anda hem olası hem zorunlu olamaz. Eğer her şey olası olsaydı, hiçbir şeyin var olmayabileceği bir zaman gelebilirdi. Hatta şu anda da hiçbir şey var olmayabilirdi. Bu saçma olacağı için tüm var olanların olası olamayacağını, varoluşu zorunlu olan bir şeyin var olması gerektiğini anlarız. Fakat her zorunlu varlık başka bir şey nedeniyle zorunludur. Etken neden ya da ilk hareket ettirici kanıtlamalarında olduğu gibi burada da sonsuza kadar geri gitmenin olanaksız olduğu görülür. O halde zorunluluğunu başka bir şeyden değil kendisinden alan ve başka şeylerin zorunluluğuna neden olan bir varlığa ulaşmamız gereklidir. Herkes bundan Tanrı diye bahseder (ST, P.I, Q. 2, Art. 3).

1.2.4. Derecelenmeye dayanan kanıtlama

Varlıklar arasında daha çok ve daha az iyi, doğru, soylu gibi dereceler bulunur. Derecelenmelerin bulunması bu sıfatların en üst derecede bulunabildiğini de gösterir. En sıcak, en soylu, en iyi sıfatlarında olduğu gibi. Bir cinste en üst derecede bulunan tüm cinsin nedenidir. Ateşte olduğu gibi. Isının en yüksek derecesi olan ateş tüm sıcak şeylerin nedenidir. Bundan dolayı her şeyin varlığının, iyiliğinin ve kusursuzluğunun nedeni olarak bir şey olmak zorundadır ki biz buna Tanrı deriz (ST, P.I, Q. 2, Art. 3).

1.2.5. Teleojik kanıtlama

Dünyadaki şeylere baktığımızda en iyi sonucu elde etmek için bir amaca yönelme görürüz. Bu canlı ve akıl sahibi olmayan nesneler için bile geçerlidir. Bu nesnelerin tesadüfen değil, bir plan dahilinde hedeflerine ulaştıkları açıktır. Bir okun atıcısı tarafından hedefe fırlatılmış olması gibi. Dolayısıyla tüm doğal nesneleri hedeflerine yöneltecek akıl sahibi varlık vardır ve biz bu varlığa Tanrı deriz (ST, P.I, Q. 2, Art. 3).

Aquinas’ın teolojisi doğal olarak bu Tanrı kanıtlamalarına dayanır. 1, 2, ve 5. kanıtlamaların fiziksel dünyanın gözlenmesine dayanan kozmolojik kanıtlamalar iken 3 ve 4. kanıtlamalar kavramsal spekülasyona dayanır. 1, 2, 4 ve 5. kanıtlamalar dünyanın Tanrının varlığını gerektirdiğini gösteren kanıtlamalardır. 3. kanıtlama ise Tanrının varlığının kendi başına gerekli olduğunu, Tanrının var olmamasının mümkün olmadığını gösterir (SparkNotes Editors, 2012).

1.3. Tanrının Nitelikleri

Tanrı’nın en önemli özelliklerinden biri yalınlıktır. Aquinas bunu birkaç biçimde tanıtlar. Öncelikle Tanrı’da öz ve varoluş bir aradadır. Çünkü bir şeyin özü varoluşundan ayrı ise varlığının nedeni kendisinin dışında olmak zorundadır. Tanrı ilk neden olduğu için Tanrının varlığının özünden ayrı olması olanaksızdır (ST, P.I, Q.3, Art. 4, 7). Tanrı’nın birbirlerinden daha önce gelmesi gereken ve harici bir neden tarafından bir arada olmaları sağlanan ayrı ayrı parçaları yoktur. Eğer tanrı bileşik bir şey olsaydı parçaları kendisine benzemez olurdu. Örneğin insanın ayak, kafa, kol gibi hiçbir parçasını insan diye tanımlayamayız. Tanrı’nın yalınlığına dair Aquinas’ın ileri sürdüğü bir diğer sav da her bileşik nesnenin olanaklılık ve edimsellik olarak ayrılmış olmasıdır. Tanrı’da hiçbir şekilde olanaklılık yoktur, o tümüyle edimselliktir (ST, P.I, Q. 3, Art. 7 ve SCG, P.I, 18).

Tanrı’nın bir başka niteliği onun sonsuz olmasıdır. Aquinas Tanrı’nın sonsuzluğu konusunda dile getirdiği itirazlardan birinde Aristoteles’in düşüncelerini dile getirir. Fizik’in ilk kitabında sonluluk ve sonsuzluk kavramlarının niceliğe ilişkin kavramlar olduğunu belirtmiştir. Aquinas buna niceliğin sonsuzluğunun maddenin sonsuzluğu olduğunu ve bu türden bir niceliği de Tanrı’ya yükleyemeyeceğimizi söyleyerek karşı çıkar. Gerçekte sonluluk ancak maddesellik nedeniyledir (ST, P.I, Q. 7, Art.1).

Tanrı değişmez. Değişebilen şeyler olanak halinde olan şeylerdir. Tanrı salt edimsellik (actus purus) olduğu için değişmesi olanaksızdır (ST, P.I, Q. 9, Art. 1). Değişmeyen, yalın bir varlık zorunlu olarak bir ve tektir. Eğer bir şey en üst derecede bir varlıksa bölünmemiş bir varlık olmalıdır. Tanrı hem en üst derecede bir varlık hem de en yalın varlıktır, bu nedenle Tanrı birdir (ST, P.I, Q.11, Art.4). Zaten birden fazla Tanrı olsaydı, birbirlerinden zorunlulukla farklı olurlardı. O zaman birisine ait olan diğerine ait olamazdı. Bu nedenle birden çok Tanrı’nın olması olanaksızdır (ST, P:I, Q. 11, Art. 3).

Aquinas’ın özenle vurguladığı şey Tanrının tanımlanamaz oluşudur. Aquinas’a göre her tanım cins ve türün birleştirilmesiyle yapılır (SCG, P1, 18). Tanrı söz konusu olduğunda ise böyle bir birleştirme yapılamaz. Aquinas’ın bu ve buna benzer biçimde aklın sınırlarına çizdiği çizgiler, teoloji ile felsefe arasındaki ilişkinin nasıl belirlendiğini de görünür kılar ve Aquinas’ın aklın ilerleyemediği yerden sonrası için vahiye başvurulması gerektiğine dair düşüncesine bir örnek olur.

1.4.        Varlık hiyerarşisi

Aristoteles’te olduğu gibi, Aquinas için de evren edimselliğin ve olanaklılığın çeşitli biçimlerine göre hiyerarşik bir düzen içindedir. Bu hiyerarşik düzen salt olanaklılık olan maddeden yukarı doğru gidildikçe maddesellikten uzaklaşıp salt edimsellik olan Tanrıya ulaşan bir biçimdedir. Bu hiyerarşi en alttan başlamak üzere inorganik şeyler, bitkiler, hayvanlar, insanlar, melekler ve Tanrı biçiminde sıralanmıştır.

1.4.1.   Ruh ve ruh hiyerarşisi

Peripatetik gelenekte olduğu gibi Aquinas ruhu yaşamın ilk ilkesi olarak görür. Aquinas, canlılığın belirtisi olarak kendi kendine hareket edebilmeyi ölçüt alır. Aquinas’a göre önceki filozoflar hareketi bedenle ilgili bir şey olarak görüp ruhu bedenin bir sonucu olduğunu düşünmek hatasına düşmüşlerdir. İnsan ruh ve bedenden oluşan birleşik bir tözdür. Aquinas Aristoteles’in Ruh Üzerine’de belirttiği gibi ruhun beslenme, duyum ve hareket yeteneğimizin ilk ilkesi olduğu kadar anlama gücü olarak bedenin formu olduğunu ileri sürer (ST, P.I, Q.76, Art.1). Bu noktada ruhun bedene olan üstünlüğünün kabul edildiğini görebiliriz.

Ruh meleklerin yapısında ya da meleklerin türünde bir şey değildir. Bedensel olamayan tözlerde farklılıkları görebilmemiz için bu tözlerin doğalarındaki farklılığı görebilmemiz gerekir. Söz konusu olan maddesel bir töz olsaydı farklılığı sağlayan şey olarak bireyselleştirici ilke olan maddeye bakmamız yeterli olurdu. Çünkü madde formaların ayırıcı ilkesidir. Bir madde diğerinden ancak nicelik olarak ayrılabilir. Oysa melek, ruh gibi bedensel olmayan tözlerde niceliksel bu ayrımın yapılamayacağını biliyoruz. Ancak ruhun meleklerden önemli bir farkı var. Beden ruhun özü olmasa da ruhun yapısının özü bedenle olan birlikteliğidir. Ruh mutlaka işlev yapacağı bir bedeni gerektirir ve hiçbir zaman bir bedenle birleşmeyen meleklere göre daha aşağı düzeyde bir akılsallık derecesine sahiptir (ST, PI, Q.75, Art.7).

Aquinas da Aristoteles gibi ruhu bitkisel, duyusal ve akılsal olarak derecelendirir. Ruhlar arasında böyle bir sıralanma ve her ruh düzeyine özgü olan ruh güçleri söz konusudur. Varlıklar sahip oldukları güçlere göre kusursuz iyiliğe belli derecelerde ulaşabilirler. İnsan ise kusursuz iyiliği ve tümelin bilgisini elde edebilir. Bu aynı zamanda onun mutluluğa ulaşmasının yoludur. Doğası gereği insan, varlık hiyerarşisinde mutluluğu elde edebilecek en alt düzeydeki varlıktır. Bundan ötürü insan ruhu çok çeşitli etkinlik ve güç gerektirir. Melekler içinse bu güçlerin çok azı bile yeterlidir. Tanrıda ise kendi varoluşunun dışında ne güç ne de etkinlik söz konusudur. Ayrıca insan tinsel ve bedensel bir yaratık olduğu için insan ruhunda pek çok güç bir araya gelmiştir (ST, P.I, Q.77, Art.2).

Aquinas ruhun güçlerini bitkisel, duyumsal, iştahsal, mekâna bağlı hareket ve akılsallık biçiminde beşe ayırır. Bitkisel ruh en alt seviyede ve tüm canlılarda ortaktır. Canlılığın ilkesi olarak kendi kendilerine hareket edebilme gücüne sahiptir (ST, P.I, Q.78, Art.1). “Bitkisel güç duyu ve akıl gücüne sahip olmadan da varlığını sürdürebilirken, duyu gücüne sahip hayvanlar ile hem duyu hem akıl gücüne sahip insanlar aynı zamanda bitkisel güce sahip olmadan varlıklarını sürdüremezler (Küken, 1996:208). Aquinas’a göre bitkisel ruhun beslenme, büyüme ve üreme olmak üzere üç gücü vardır.

Duyusal ruh ise hareketi olduğu kadar edilgen bir güç olan algı yeteneğini de kendinde barındırır. Duyum dış uyarıcılar tarafından biçimlenen edilgen bir güçtür. Duyumun uğradığı değişme tinsel ve doğal olmak üzere iki türlüdür. Doğal değişmede değiştirenin formu kendi doğal yapısına göre değişende kendini gösterir, ısının ısıtılmış şeyin içine alınması gibi. Tinsel değişmede ise değiştirenin formunun tinsel varoluş tarzına göre değiştirilen şey tarafından alınmasıdır, rengin formunun gözbebeğinin kendisinin rengini değiştirmeden alınması gibi (ST, P.I, Q.78, Art.3).

Duyum bedenin değişik organları aracılığıyla gerçekleşir. Duyu güçleri ikiye ayrılır. İlki dışsal duyular yani; görme, dokunma, işitme, koklama, tat almadır. İkincisi içsel duyular yani; hayal gücü, anlama gücü ve bellektir. Hayal gücü ya da imgelem duyularımızdan aldığımız formların bir tür deposudur. Duyusal formlar konusunda hayvanla insan arasında olmasa da yönelim (intention) bakımından bir fark bulunur. Hayvanlar içgüdüsel bir biçimde bu yönelimlere sahipken, insanda yönelim bir tür hesaplama ile elde edilir. Bellek konusunda da hayvan ile insan arasında fark görülür. Hayvanlarda geçmiş anıların hatırası olmakla beraber insanlarda çıkarımsal olarak işleyebilen bir anımsama söz konusudur (ST, P.I, Q.79, Art.4). Bellek duyular aracılığıyla elde ettiğimiz kavramların korunup saklandığı yerdir.

Ruh sadece canlılık etkinliklerinden ibaret olmayıp aynı zamanda düşünme yetisine de sahip olduğundan Aquinas da Aristoteles gibi aklı ruhun bir gücü olarak belirler. Akıl ruhun gücü olmakla beraber, tümüyle insan ruhunun özü değildir. Yaratılanlarda akıl bir güç iken sadece Tanrıda akıl onun özü niteliğindedir (ST, P.I, Q.79, Art.1). Buradan ruhun güçlerinin ruhun sahip olduğu olanaklar olarak düşünebileceğimiz sonucu çıkıyor. Aynı şekilde daha önce belirtildiği gibi, meleklerde zihinden ve zihni izleyen istençten başka bir güç yoktur. Bu nedenle meleklere zihin ya da akıl denir. Oysa ruhta akıldan duyum gibi başka pek çok güç olmak zorundadır.

  1. 2.      Epistemolojisi

Aquinas’ın ontolojik belirlemeleri insanın Tanrı karşısında ve yarattıkları arasında yerini ve görevini ortaya koyar. Bilmek akıl sahibi varlıkların en alt basamağında yer alan insan ruhunun bir özelliğidir. Meleklerde olduğu gibi hakikatin bilgisi insana hediye edilmemiş olduğundan duyuları aracılığıyla teklerden bilgiyi elde etmek zorundadır. Burada Aquinas’ın bedene yönelik tavrı daha net görülebilir. Akılsal ruh sadece anlama yetisiyle değil, duyguların gücüyle de donatılmıştır (ST, P.I, Q.79, Art.5). Bu nedenle beden ve ruh birlikteliğinde olduğu gibi Aquinas’ın tümden bedeni görmezden gelmek, bedenin hakikate ulaşmada bir engel teşkil ettiğini ileri sürmek gibi bir yaklaşımı olmadığını görmek gerekir. İnsan anlama yetisine sahip ruhu ancak bir bedenle bilebilir. Aquinas’a göre insanın görevi Tanrı bilgisine ulaşmaktır. İnsan bunu duyuları aracılığıyla gerçekleştirir. Bilginin temel dayanağı duyulardır ve bilgi duyular aracılığıyla dış dünyadaki nesnelerle ilişki kurularak elde edilir. Duyu tüm duyulur şeyleri algılar ve akıl da tüm düşünülür şeyleri. Ancak bilgi edinmede ne tek başına duyular ne de tek başına akıl bir anlam ifade eder. İnsanın duyu ve akıldan oluşan bir varlık olması bilgi edinme sürecinde de kendini gösterir (ST, P.I, Q.79, Art.5).

Zihnimiz maddesel şeyleri imgelemden (phantasm) soyutlayarak anlar, yani maddesel olmayan şeylerin bilgisi maddesel şeylerin düşünülmesi aracılığıyla elde edilir. Meleklerde ise durum farklıdır. Onlar maddesel olmayan şeyler aracılığıyla maddeyi bilirler (ST, P.I, Q.85, Art.1).

2.1. Akıl

Aquinas aklı etkin ve edilgen (olanak halinde) akıl olarak ikiye ayırır. Bitkisel yanın tüm güçleri etkinken ruhun duyumsal güçleri edilgendir. Ruhun akılsal yanında ise hem etkin hem edilgenlik bulunur (ST, P.I, Q.79, Art.3). Olanak halinde akıl (Intellectus Possibilis), etkin akıl için gerekli her şeyi kendinde barındıran ve etkin akıl sayesinde dolan bir depo gibidir. Aquinas Aristoteles’i alıntılayarak bunu “üzerine hiç yazı yazılmamış boş bir levha” olarak tanımlar.  Aquinas’a göre biz en başta sadece bir anlama olanağına sahibizdir. Bu olanağın gerçekleşmesiyle ise anlarız (ST, P.I, Q.79, Art.2). Eğer başından beri her şeyin bilgisi onda bulunsaydı insan o şeylerin özünü yeni baştan yakalayıp kavramak gibi bir isteğe sahip olmazdı (Küken, 1996:212).

Etkin akıl (intellectus agent) düşünülür olanı ortaya koyması bakımından soyutlayıcı bir özelliğe sahiptir. Maddi şeyler ruhun dışında yer aldıklarından duyu organları onlarla doğrudan temas halindeyken, etkin akıl duyulur şeylerle doğrudan temas halinde değildir. Ruhun içinde daha yüksek akıldan türemiş olan bir güç vardır. Bu güç aracılığıyla ruh imgeleri (phantasm) aydınlatabilir. Etkin akıl tümel formları onların tikel koşullarından soyutlayarak elde eder ve bu formları edimsel olarak düşünülür hale getirir. Platon aklı ruhtan ayrı bir güneşe benzetirken Aristoteles etkin aklı havada yayılan ışığa benzetir. Aquinas da Aristoteles’in benzetmesini doğru bulur ve insanın aklının ışığının Tanrıdan alındığını söyler (ST, P.I, Q.79, Art.4).

Aquinas yine Aristoteles’in ışık benzetmesine başvurarak herkes için tek bir etkin aklın olduğu savını yadsır. Akıl Platon’un güneşi gibi ayrı ve tek değildir. Işık gibi aydınlanmış her nesnenin üzerinde farklıdır. Farklı tözlerde aynı güç var olamayacağı için akıl her insanda farklı olmak durumundadır (ST, P.I, Q.79, Art.5). Olanak ve edimselliğin derecelerine göre pek çok akıl olduğunu düşünmek gerekir. Aquinas akıllar arasındaki bu sıralamayı şöyle düşünür: Edimsellik bakımından daha çok olanak bakımından daha az şeye sahip olan daha yukarıda olacaktır. Bu nedenle insan aklı bedensel olmayan şeyler içinde daha çok imkâna sahip olduğu için maddi şeylere daha yakındır (Küken: 1996:213).

Aquinas etkin aklın olmasının gereğini yine Platon ve Aristoteles karşılaştırması ile açıklar. Platon düşüncesinde etkin akla gerek yoktur çünkü formlar, yani idealar maddeden tümüyle ayrı olarak vardır ve dolayısıyla akli varlıklardır. Maddesiz her şey tümüyle aklidir/akledilebilir. Oysa Aristoteles formların maddeden bağımsız birer varlık olduklarını kabul etmez. Dolayısıyla maddenin formları gerçekte akledilemez. Olanak halinden edimselliğe geçen her şey ancak edim halinde bir şey aracılığıyla ortaya çıkar. Bu nedenle maddesellikten türlere ilişkin yapılacak soyutlama aklın bilfiil akledilir olan yanıyla mümkündür (ST, P.I, Q.79, Art.3).

  1. 3.      İnsanın amacı

Aquinas Aristoteles’in düşüncesine dayanarak insanın eylemlerinin bir amacı olduğu görüşünü savunur. Canlı ya da akıl sahibi olmayan varlıkların bile bir amacı varken akıl ve özgür irade sahibi insanın bir amacı olmadığını düşünmek olanaksızdır (ST, P.II, Q.2, Art. 1-2). Eğer insan özgür irade sahibi olmasaydı yasaklamaların, emirlerin, ödülün (sonsuz mutluluk içinde olacağımız cennetin) ve cezanın (azap içinde olacağımız cehennemin) bir anlamı olmazdı (ST, P.I, Q.83, Art.1).

Aquinas’a göre tüm insanlar aynı amaca yönelmişlerdir ve bu amaç mutluluktur. Ancak Aquinas mutluluğu iki biçimde düşünür. Sonsuz ya da kusursuz diye adlandırabileceğimiz mutluluk ve geçici ya da eksik/kusurlu diye adlandırabileceğimiz mutluluk (ST, P.II, Q.3, Art.6). Sonsuz mutluluk hakiki/kusursuz iyiye ulaşmamızdan kaynaklanan ve yalnızca Tanrının cennetinde elde edebileceğimiz bir mutluluktur. Bu mutluluk zevk, erk, onur, ün ya da şeref gibi niteliklerden oluşmaz (ST, P.II, Q.2). Geçici mutluluk ise tümüyle olmasa bile sonsuz mutluluğa bazı açılardan benzer. Sonsuz mutluluğun aksine, geçici mutluluk bu dünyada elde edebileceğimiz bir şey olduğu için bedene de ihtiyaç duyar (ST, P.II, Q.4, Art.5).

Bizi mutluluğa götürebilecek şey teoria yaşamı/temaşa/tefekkürdür. Dolayısıyla teori yaşamı tüm insan hayatının amacıdır.

3.1. Teoria yaşamı

Aquinas’a göre insan hakikatin bilgisine iki biçimde ulaşabilir. İlki başka bir şeyin aracılığıyla olur. İnsan Tanrının inayetiyle hakikati bilir ya da dinlediklerinden, okuduklarından, diğer insanlardan edindiği bilgilerle hakikate ulaşabilir. İnsanın hakikati bilmesini sağlayacak ikinci bir yol daha vardır, bu da insanın kendi çabası ile içine girdiği bir tefekkür hali ile mümkündür (ST, P.II, Q.180, Art.3). Buradan şu sonuca ulaşılabilir. Hakikat bilgisine ulaşmak yalnızca hıristiyanların ayrıcalığı değildir. Hıristiyan olmasa da kişi derin bir tefekkür haliyle bu bilgiye ulaşabilir.

Teoria yaşamı en temelde Tanrıyı düşünmektir. İki tür mutluluk olduğu gibi iki tür teoriya yaşamı söz konusudur, biri öte dünyada Tanrıyla yüz yüze geldiğimizde içinde bulunacağımız ve bizi sonsuz mutluluğa götürecek olan kusursuz temaşa, diğeri ise bu dünyada yaşayabileceğimiz tam olmayan bir temaşadır (ST, P.II, Q.180, Art.4).

İnsanın amacını belirleyen akıl olduğuna göre insanın iyi yaşam için sınırlandırmalar, yasaklamalar getirmesi onun akılsallığının ve dolayısıyla da amaçsallığının bir gereğidir. Aquinas bu açıdan hukuk kavramını etraflıca inceler.

3.2. Hukuk

Yasalar insanın amacına doğrudan bağlı olmak zorunda olduklarından prensip olarak gözetmeleri gereken şey mutluluktur. Bu mutluluk genelin ulaşması gereken mutluluktur, yani yasa genelin iyiliğini dikkate almak zorundadır (ST, P.II, Q.90, Art.2).

Aquinas çeşitli hukuk biçimlerini birbirinden ayırır. Bunları şöyle sıralıyabiliriz:

1)      Ebedi hukuk: Tanrının yasası tanrıdan ayrı olamaz ve kutsal aklın nesneleri zamana bağlı olmayacağı için ebedi bir yasadan söz etmek mümkündür (ST, P.II, Q.91, Art.1). Evrendeki her şey ilahi Takdirin bir sonucu olarak ebedi hukuk çerçevesinde gerçekleşir. Tanrının yasası olan ebedi hukuğa doğayı yöneten fizik yasaları, insanlar için olan ahlak yasaları ve din yasaları dahildir.

2)      Doğal hukuk: Ebedi yasanın bizim aklımız tarafından bilinmesi ve insan seçimlerine uygulanmasıdır. Doğal hukukun bir işlevi olan iyi ve kötünün ne olduğu hakkındaki düşüncelerimiz ilahi ışığın bizde bıraktığı izden başka bir şey değildir. Doğal hukuk akıl sahibi varlıkların ebedi hukuğa katılımıdır (ST, P.II, Q.91, Art.2).

3)      Yurttaş hukuku/İnsan yasası: İnsanın kendi toplumunun koşullarına göre doğal hukuku uygulamak amacıyla oluşturduğu kurallar bütünüdür. Her toplumun kendi koşullarına göre biçimlendirdiği farklı farklı yasalar vardır çünkü “insan aklı ilahi akıla tümüyle katılamaz, ancak kendine göre ve kusurlu biçimde katılabilir” (ST, P.II, Q.91, Art.3).

4)      Tanrısal hukuk: Kutsal kitapta insanların sonsuz mutluluğu elde etmeleri için uymaları gereken kuralların bütünüdür. Doğal ve insan hukukunun yanında Tanrısal hukukun olması gerekir çünkü insan kendi amacına ulaşmak için ne yapması gerektiğini açıkca bilmelidir (ST, P.II, Q.91, Art.4).

Değerlendirme

Genel olarak Aquinas düşüncesine baktığımızda şu temel özellikleri görürüz.

  1. Bilginin duyuyla başladığını, zihnin öncesinde tabula rasa olduğunu kabul ederek ılımlı realist bir çizgi izler.
  2. Ontolojik tanrı kanıtlamalarından çok duyulur olandan hareket eder.
  3. İbn Rüşd’ün ve Latin İbn Rüşdçülüğünün savunduğu akılların birliği tezine karşı çıkar.
  4. Hıristiyan olmayanların da akıl yoluyla doğru bilgiye ulaşabileceklerini savunur.
  5. Avrupa Ortaçağında yasaklanan, yadsınan Aristoteles ve İbn Rüşdü tartışmalarına dahil ederek Batı felsefesinde bu iki düşünürün etkisini görünür kılar.
  6. Akılla bilinen doğrular ile aklı aşan doğruları ayırarak bilmek ile inanmak arasındaki sınırı korur. Dolayısıyla en yüksek bilim olan teoloji ile onun hizmetçisi durumundaki felsefe arasında ayrımı gözetir.
  7. Temellendirdiği doğal hukuk kavramı bugüne kadar yapılan doğal hukuk tartışmalarının temelini oluşturmuştur.
  8. Özellikle Summa Theologica’da benimsediği yöntem ve üslup Aristoteles sistemciliğinin bir yansıması gibidir.
  9. Aquinas’da Batı felsefesinin tüm temel tartışmalarının gelişimlerini izlemek mümkündür.

KAYNAKÇA

THOMAS AQUINAS

Summa Theologica, çev. İngiliz Dominiken Pederleri, Haz. Daniel J. Sullivan, Encylopedia Britannica Yay. London:1952

Selected Writings, Haz. M.C. D’arcy, Everyman’s Library, London:1967

“Varlık ve Öz Üzerine”, Ortaçağda Felsefe, Haz. Betül Çotuksöken-Saffet Babür, Çev. Saffet Babür, Kabalcı Yay., İst.:2000

ELEKTRONİK METİNLER

Contra Gentileshttp://dhspriory.org/thomas/ContraGentiles.htm, 2012

Summa Theologica, http://www.sacred-texts.com/chr/aquinas/summa/index.htm, 2012

On Being and Essence, http://faculty.fordham.edu/klima/Blackwell-proofs/MP_C30.pdf , 2012

İKİNCİL KAYNAKLAR

DÖNMEZ, Süleyman. Aziz Thomas’ta Felsefe-Felsefe İlişkisi: Bilgi Ve İnanç, Karahan Kitabevi, Adana:2004

GÖKBERK, Macit. Felsefe Tarihi, Remzi Kitabevi, İstanbul:1998

KÜKEN, Gülnihal. Doğu-Batı Felsefi Etkileşiminde İbn Rüşd ve St. Thomas Aquinas Felsefelerinin Karşılaştırılması, Alfa Yay., İst.:1996

İNTERNET KAYNAKLARI

Stanford Encyclopedia of Philosophy. “Aquinas”, http://plato.stanford.edu/entries/aquinas/ , 2012

Wikipedia. “Thomas Aquinas”, http://en.wikipedia.org/wiki/Thomas_Aquinas, 2012

SparkNotes editors. “SparkNote on Thomas Aquinas (c. 1225-1274).” SparkNotes.com LLC. 2005 http://sparknotes.com/philosophy/aquinas/  , 2012

Aquinasonline. http://www.aquinasonline.com/, 2012


[1] Özgür sanatlar; Trivium denilen Sözdizimi, Gramer, Diyalektik ve Retorik ve Quadrivium denilen Geometri, Astronomi, Matematik, Müzik eğitimidir.

[2] 1214 yılında Dominik tarafından Aziz Agustinus öğretileri doğrultusunda kurulan tarikat 1216’da tarikat olmak için Papa’dan icazet aldı. Fransisken tarikatı gibi dilenci tarikatı olan Dominikenler Albertus Magnus, Thomas Aquinas gibi pek çok teolog yetiştirdi. Bu iki isimden özellikle Aquinas tarikatın temel doktirinini biçimlendirdi. 1252 yılında Dominikenlere Papa tarafından engizisyon görevi verildi.

[3] Paris Üniversitesi 12. Yüzyılın ikinci yarısında kurulmuştur.

[4] Betül Çotuksöken ile Saffet Babür’ün hazırladığı Ortaçağda Felsefe kitabından yararlanılan Aquinas’ın “Varlık ve Öz Üzerine” adlı metni http://faculty.fordham.edu/klima/Blackwell-proofs/MP_C30.pdf adresindeki metin ile karşılaştırılarak kullanılmıştır.

Etiketler:

One response to “Thomas Aquinas’ta İnsanın Tanrı Karşısındaki Yeri”

  1. Turgay Nar says :

    Tebrikler…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: