Atılgan, tam gaz kaynağa dön!

Yazan aklın iki ciddi hastalığı vardır: Orijinallik ve belgeleme. Yazı epistemolojik bir ecza haline geldikçe yazı kurumlaşır ve yazı kurumsallaştıkça bu iki hastalığı en saygıdeğer ölçütler haline gelir. Ben bu hastalıklardan hastalandığım sürece üst makamlardan bazı başarı plaketleri alabildim. Ancak şu bir gerçek ki, başarı denilen şey kendilerini makamlaştırmış koordinat gruplarının uzay içindeki konumlarına görece bir şeydir. Bu nedenle hastalanmakla plaketlenmek arasındaki ikilemle başetmek zorunda kalıyorum. Sorulabilir, peki iyileşmenin sana ne faydası var? Beni bu ikilemden kurtaracak güzellikte bir cevabımın olmaması üzücü.

Ne zaman iyileştiğimi ya da hastalandığımı ve bunların souçlarının ne olduğunu düşünüyorum. Ne zaman iyileştiğimi biliyorum: Hakemli/indeksli dergilere yazı yazmadığımda, bu hastalıkların kanlı ishal haline dönüştüğü akademilerden uzak durduğumda. İyileşemediğim zamanlarda da hasta oluyorum zaten ve kendimi plaket hırsı için hasta ettiğimi düşünerek vicdan azabı çekiyorum.

Hastalıklar bende takıntılı bir biçimde şu düşünceyi yerleştiriyorlar: Kendini, kendine ait olanı tüm bu kalabalıktan ayırabilmelisin. Bunun için eşsiz iki yetenek gerekiyor: fil hafızası ve imzalama. Bu iki şeyi sağlayan da zaten yazının kendisi ve bu iki yeteneğe sahip olan, neyin kendine ait ve neyin kendine ait olmadığını anlamış ve belgelemiş olan yüce bir insan –ki plaket de onlara veriliyor zaten.

Hastalık ilerledikçe insan rüyalarının bile kaynakçasını sorar oluyor. Psikanalizin temeli bu. Geceleri gördüğüm saçmalıkların kaynağı gün içinde yaşadığım bilinçli saçmalıklar ve bilinçsiz saçmalıklarımdan bilinçli saçmalıklarıma ulaşabilirsem temiz, dengeli bir insan olabilirim. Her şeyin orijinal bir halinin ve orijinal bir nedeninin (nedenlerden çok sahiplerden bahsediyorum yine de) olması rahatlatıcı mı bu kadar? Asıl önemlisi bir benlik inşa etmede işe yarıyor bu. Anlamsız, kaotik bir şeyin anlamsız kalması kaldırılamaz. Öyleyse psikanalizle onu bir benliğin atığı haline getirmeliyim.

Yazmak, keçelenmiş saçı açmak gibi bir şey, karışık seçilemeyen şeylerden bir “ben” kurgulama işi. Benim düşüncelerimden benim olmayanları ayırmak. Böylece neyin “ben” olduğu ve o “ben”in neyi yarattığı kesin bir doğrulukla bilinebilecek. İşin acıklı tarafı, ben modern dünyanın iğrendiği biçimde balçıksı bir şeyim, kaynağa dönerken hep error veren bir işletim sistemi. Onların unutmak dediğine öğrenmek, öğrenmek dediğine öldürmek diyorum. Onların “ben” dediği T.C. numarası olan bir şey, benim “ben” dediğim –Derrida deyimiyle- “á venir” ya da ola yazan şey.

Bu hastalıkların ucu bir tür benlik hırsızlığı korkusuna mı dayanıyor yoksa? Ya da daha kötüsü “ya bir benliğim yoksa” korkusuna mı? Sanki herkesin, her şeyin varmış gibi insanın bir benliğinin olmamasından duyduğu korku ne garip. Bu çağda şu üç şey birbirine dehşet benziyor: 1) bir benliğin yoksa, 2) yazılı değilsen, 3) arama motorlarında çıkmıyorsan var gibi bir şey olamazsın.

Kötü haber: Düşüncelerinin kaynağını, neyi öğrendiğini, geçmişini bilemezsin. Ama yine de bir şey ola yazabilirsin. (Yazamaz mısın yoksa?)

Kaynaklar

http://snapwidget.com/view/?id=263481348894394187_759768#.UGW5YphmJpo

nilg.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: