Karşımda bir ayna olduğunu biliyorum

Uzmanları muhabbet kuşlarının kafeslerine ayna konulmasının son derece zararlı olduğunu söyleyerek doğru yapmamışlar.

Neden aynalar zararlıymış, izah şu: Kuşlar aynada yansıyanın kendisine ait olduğunu anlayamıyor ve onu başka bir kuş sanıyormuş. Bu olmayan kuşla cilveleşmeler, ona yemek yedirmeler falan. Aynadaki kurumuş kusmukları yalamakla ortaya çıkabilecek hastalıklar yanında sanırım kuşların karşılıksız aşktan duyacakları depresyon için de endişeliler bu çokbilmiş kuş adamları.  Oysa hiç farkında olmadan hayvanla insan arasındaki farkı dile getiren o çok klişe benlik meselesini öne sürüyorlar. Bu benlik meselesi ahlâklılığımıza halel getirmeden kime, nelere eziyet edebileceğimizi belirlemek açısından önemli.

Ama ben kuşlar, aynalar ve hayatım hakkında kendi bildiklerime inanmayı tercih ediyorum. Yalnızca kuş beyinli kuşlar için değil, insan için de benlik parmağınla tıklatınca ses gelecek bir şey değil. Başkasının beni ayrı bir muamma, kendimi gırtlaklamadıkça kendi benliğimin sesini duymam bile zor. Her zaman kolay cevapları olanlarla ilgili söyleyecek bir şeyim yok. Onlar ben şuyum, ben buyum, şunu sevmem, şuna ihtiyacım var diyip dururlar. Benlik vatandaşlık numarası gibi bir şeydir, ezberleyince o oluverirsin.

Aynaya bakmadan duramamamız garip de, daha garibi kendimizin aynaya bakmasını doğal, kuşunkini zararlı bulmamız. Aynalarla kuşları düşünüyorum. Hiç ayna görmemiş bir kuşun kafesinin ortasına bir ayna sallandırırsanız, kafeste yeni bir kuş var diye sevinçten çılgına dönecektir. Dans eder gibi sallanarak defalarca aynadaki kuşu öper, onunla konuşur ve iki dakikada bir aynanın arkasını inceler, aynadaki kuşun camın arkasında olduğunu düşünür çünkü. Bazen takıntılı bir halde onu orada bulmaya çalışır. Bu, kuşun aynayla karşılaştığı ilk iki saatle olur. Ertesi gün kuş yine aynadaki yansımasıyla konuşur, ama bu kez arkada başka bir şey aramaz. Sanki ayna artık onun için çözülmüştür ama etkiliyiciliğini ve işlevini hiçbir zaman kaybetmez. Aynanın bu cazibesisinin kaynağı gerçekte ne ki? Bir kuşun aynadaki yansımasında bulduğu şey bizimkinden farklı değil gibi. Aynalara alışkın bir kuş yansımasını başka bir kuş sanmıyor büyük bir ihtimalle ama o yansıda kendi benini de buluyor değil. Bu yüzden durum bizimkine benziyor.

Ben aynaya baktığıma ise orada olduğumu biliyorum. Yine de bana o imge annemden, arkadaşımdan, dolmuş şöföründen daha tanıdık gelmiyor. Sanki o ayna olmasa dağılıp uzaya uçuşacak bir yığınmış gibiyim. Ayna beni katılaştırıyor, burdasın diyor. Ancak bu benliğime ilişkin bir şey söylemiş olmak demek değil, sadece fiziksel olarak beni “tutuyor” (kanıtlıyor sözcüğünü kullanmayacağım, o başka bir kıssanın hissesi). Bu yüzden kafesteki kuşuma benziyorum. Aynaya bakıyorum ve orada benimle hareket eden imgemin yansımasını izliyorum ama hâlâ benliğime ilişkin bir ses yok.

Bana musallat olanın Descartes’ın cini olduğundan şüphe ediyorum. Ayna pek işime yaramıyor, çevremde gördüklerim de. Hiçbir görüntü ya da yaşantı benliğime ilişkin bir şey söylemiyor. Sabah kalkıyorum, dişlerimi fırçalıyorum, bir otobüs, bir bina, bir patron, maaş bodrosu, satın alınacak şeyler, geleceğe ilişkin planlar, planlar… Cin iyi söylüyor, burada hiçbir şey yok, rüyada olmadığım ne malûm.

Oysa rüyada olduğumla rüyada olmadığım zamanı çok iyi ayırt edebiliyorum. Rüyada olmadığım zamanlar gördüğüm şey; sokaklar, devlet memurluğu sınavları, aynalar… Ortada yokum, kendimi tutabileceğim, görebileceğim bir yer yok. Yaşantıda, bilincimde ortaya çıkan tüm o hareketlerde gerçekte yokum. Çünkü bunlar görevlendirmeler. Sızıp dışarı taşabileceğim ya da kafamı çarpabileceğim bir yer yok. Ayna görüntümü tutup katılaştırdığı, şöför uzattığım parayı alıp beni fizik dünyaya dahil ettiği için var oluveriyorum. Rüyadan kalkar kalmaz bu katılığın, bu yokluğun içine düşüyorum. Rüyada ise tüm o dağınıklığın içinde parçaları birleştirip olabilecek şeylerin geniş yığını içinden kendimi seçebilecekmiş gibi oluyorum. Ama uyanır uyanmaz olan bir şey değil, birden olmuş bir şey oluyorum. Üstüste yığılmış fotoğraflar gibi sürekli donup kalan görüntülerin içindeyken nasıl işte bu benim, burdayım diyebilirim? Dilde ya da bu dünyada yokum.

Sadece rüyada, bu benim ve hızla dağılıyorum diyebiliyorum.

İşte tam burada kuşbeynimde şimşekler çakıyor. Belki de kafesin kapısı en olmadık yerde.

Nilg.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: