yıkılmak isteyen…

Nietzsche için unutmak sağlık belirtisidir. Sağlıklı toplum geçmişini unutma gücüne sahiptir, geriye baktığında kendi geleceği için ne gerekiyorsa geçmişini buna göre yeniden yaratır. Yalnızca tarih anlayışında değil tüm Nietzsche düşüncesinin içindedir unutma. Çünkü Nietzsche düşüncesinin amacı olan değerlerin yeniden değerlendirilmesi ve yaratılmasında kilit önemdedir. Nihilist sırtındaki yükü atmadan yani unutmadan yenisini yaratamaz ve yenisini yaratamazsa nihilizmin uçurumuna düşmekten kurtulamaz.

Nietzsche’de bulduğum bu şey hayatıma bodoslama girmeden, bir rahatsızlık yüzünden unutmak zorunda kalmadan önce yine de tam olarak bilmediğim bir şeydi. Beynimde motorlar bir süreliğine sustuğunda adım, anamın babamın adı falan değil ama bildiğimi sandığım şeyler gittikçe silinmeye başladı. Sanki olaylar, görünüşler ve ayrıntılar gitti ve geriye o şeylere eşlik eden havanın kendisi kaldı.

En gündelik kelimeler sürekli dilimin ucunda kalıyordu, cümleler tamamlanamıyordu. Kelimeler, cümleler olmayınca insan kendi boş zihninde kalakalıyor ve tek basit bir cümle için bile deli gibi çırpınmak gerekiyor. Hiçbir şey okuyamadığım bu dönemde hayatımda yazdığım en ilginç yazıları yazdım. Başka nasıl yazılabileceğini bilmediğimden o zamana kadar kurtulmayı başaramadığım sümüksü yazı biçimleri kendiliğinden ağırlıklarını kaybettiler. Yeni bir şey okuyamadığım ve bildiğim çoğu şeyi de hatırlayamadığım için kafamda en iyi, en net görünen şeyleri yazıyordum, kafama en çok yapışmış olanları. Hayatımın içine en çok sızmış, benliğimin derinlerine en çok gömülmüş olanları. Başka bir deyişle artık adım gibi olmuş şeyleri. Epey işkenceli bir biçimde olsa da yazıları son teslim tarihlerine ya da en azından uzatmalı son tarihlerine yetiştirebiliyordum. Motorlar tekrar çalışmaya başlayınca yazmak, konuşmak ve okumak nispeten kolaylaştı. Geriye beynimin her an tümden süngerleşebilirliğine ilişkin bir korku ve bellek ile bilmek meseleleri hakkında kafamda uçuşan düşünceler kaldı.

Şimdi o uçuşan şeylerin arasından bilmenin ne olduğuna ilişkin fikirler geçiyor: bilmek eklenen değil, ortadan kaldıran bir şey. Ortadan kaldırdığı şey benliğin kendisi. Aşırı dozu tümden ve neredeyse mutlak biçimde ortadan kalkmak demek olacağı için bilgi benliğe ancak damla damla şırınga edilebiliyor. Bu müthiş yavaşlık nedeniyle kendinizde neyin ortadan kalktığını takip etmeniz çok zor. Ancak şu açık; bilmenin kendisi sizi dönüştüren, yıkımınıza yarayan bir şey. Bir ecza/pharmakon. Peki kim yıkılmak ister? Aslında kimse. Ama tekrar kendinizi yapmanıza yol verecek bir yıkım olmazsa sürekli birikirsiniz ve bu hastalıklı şişkinlik -ki buna öğrenme derler- kendinizle, dünyayla aranıza sürekli perdeler indirmeye başlar. Peki sizi neyin yıkmasını isterdiniz? Çünkü seçmediğiniz şey tarafından yıkılamazsınız. Şeyler, veriler, notlar, kitaplar, formüller karşınızdadır. Onları öğrenip karnınızı şişirebilir ve sonsuza kadar kusmak isteyip de kusamamak hastalığına yakalanabilirsiniz. Ya da onlar tarafından yıkılmayı isteyebilirsiniz. Sizi neyin yıktığı önemlidir. Çünkü sizi yıkan şey sizi yapan şey olacaktır. Bu yüzden neyi bilmek zorunda olduğunuzu seçmek zorundasınız. Ne olduğunuz kesinlikle buna bağlı. Korkutucu ama baş edilmesi zorunlu olan buradaki paradokstur. Bilmeden önce seçmek zorunda kalmak.

Benliğini yıkan, dönüştüren bir şey ancak unutma sınavını verdikten sonra en iyi biçimde farkedilebilir. Unutma bir ölçüttür. Çünkü ya ölü derilerini döker, öğrendiğini sandığın şeyleri unutursun ve böylece yıkılmaya hazır olursun, ya da bir şeyi o kadar iyi unutursun ki o şey tümden sen olur. Bu hatırlamak değildir, biz unutma ve hatırlamayı birbirleriyle iş gören, birbirlerine zorunlu olarak bağlı karşıtlar gibi görme hatasına sürekli düşüyoruz. Hayatın kendisi, hayatta kalmanın yolu ve bilmek öğrenmeye, hatırlamaya biriktirmeye ve veri koleksiyonculuğuna değil unutma gücüne dayanır.

Bu nedenle öğrenme ona atfedilen şey düşünüldüğünde olanaksızdır. Öğrenmenin olanaksızlığına rağmen eğitim; zorunlusu seçmelisi, okulda ya da evde yapılanı, bilgisayarlısı bilgisayarsızı, kırbaçlısı kırbaçsızı, insana sirk hayvanına ya da terlik getiren köpeğe yönelik olanı, her ne türde olursa olsun zararlı, en hafifinden incitici, aşağılayıcıdır. Bilmek öğrenmek demek olmadığına ve öğrenmekle bilinemeyeceğine göre eğitimde arzu edilen asıl hedef başkadır. İstenildiğinde terlikleri getiren bir canlı yaratmak. Sadece bu kadar. Eğitim ya da öğretme benliğe hareketini alışkanlıkla vermeye çalışır yani unutmaya göre değil, hatırlama ilkesine göre düzenlenmiştir. Hatırlananlar sınava çekilir hatırlamanın kendisi değil. Eğitimle edindiği alışkanlıklar benliğin mecburi istikametini belirler. Bilgi hep dışarıda tutulur. Bu dışarıda tutulma onu gücük bırakır. Çünkü benliklerle ilişkisi olmaz, bu nedenle az kalır, ölü kalır. Sınanmamıştır, dolayısıyla da gerçekten bilinmemiştir. Yıkılmak istememenin, insan korkaklığının bir kanıtı olarak çok az genişler ve çok az hareket eder.

Peki öyleyse kim yıkılmak ister? Dünyalılar değil. O zaman devam edin. Çocuklarınızı okula gönderin, hayvanlarınızı eğitin.

Nilg.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: