bayraklar üzerine

el greco - ayrıntı

Bayrak nedir, ne anlama gelir? Bu toplumbilimsel, tarihsel; ancak yine de en temelde anlambilimsel bir sorudur.

İnsanın dünyası, bir şeyi tam yerine yerleştirmek için, o şeyi başka bir şeyin yerine koymak zorunda kaldığı bir tuhaf evrendir. Acı, biz ona acı demeden tartamayacağımız, iletemeyeceğimiz bir şeydir, ancak acı dedikten sonra da gerçeklik bir sözcükle yer değiştirmiş olur ve bir daha gerçekliğini asla yakalayamayacağımız bir biçimde, bir sözcük oyunu içinde kalakalır ve yalnızca bu oyun gereğince kendinden beklenilen görevleri yerine getirmeye koyulur. Bu oyun sözcüklerin başka sözcüklerin yerine geçtiği bir oyundur, bunun bir sözcük oyunu olduğunu ve oyunda sözcüklerin dışına çıkamayacağımızı düşünmek kolaydır, çünkü görürüz ki, bir sözcüğü açıklamak için başka sözcüklere; yine bu sözcükleri açıklamak için de daha başka sözcüklere başvurmak zorunda kalırız. Bir çelişki içine düşüyoruz: Gerçekliği ele geçirme isteğimiz, tutmaya çalıştığımız şeyi göstergelerin içine yerleştirdiği andan itibaren o, bu göstergelerin kendi kurallarına uyuyor ve gerçekliğini yitiriyor. Dahası biz artık bu göstergelerle gerçeklik arasında nedenli bir bağ bulamıyoruz. Bu oyun içinde yitirdiğimiz gerçeklikten söz ettiğimizde bile, “gerçeklik” sözcüğü bu sözcük oyunu kuralları gereğince işler bir şey oluveriyor. Öyleyse gerçeklik denilen şeyin kendisi de bu oyun tarafından üretiliyor. Bu zincir içinden bir türlü çıkamadığımıza göre, öyleyse neden az önce “biz acıya acı demeden önce” dedik? Belki bir varsayım olarak. Ama daha çok pusulamızın bize işaret ettiği bir şey üzerinde konuşmaya çalışarak, yani “susmamız gereken yerde konuşmak” isteğimizin bir gereği olarak.  İnsanın evrenini yaratan dil ve bu türden birbirlerinin yerlerini tutan göstergeler dizgesinin dışında, pusulanın bize işaret ettiği şeye gerçeklik yerine, başka herhangi bir şey, ya da belki bir “gerçeklik dürtüsü” diyelim. Çünkü sözcüklere ve onlar gibi diğer tüm göstergelere, bir şeyin “kan pompaladığını” görebiliyoruz.

Ancak şimdi böyle olmadığını, oyunda oyun dürtüsü üzerinde düşünmek istemenin bir tür mızıkçılık olduğunu kabul edelim. Bu durumda göstergeler düzeni karşısında geliştirilen tavır ne türden olabilir?

1. Eğer göstergelerin birbirlerinin yerlerini tutmada geçerli olan kural, oyunun dışındaki bir gerçeklik dürtüsünden kaynaklanmadan salt birbirlerine olan ilişkilerinden ötürü ise, göstergelerin seçimindeki nedensizliği sonuna kadar işletebilir ve bu oyunla, oyun kendi kendini hükümsüz kılana kadar “oynayabilirsiniz”. Buna postmodern tavır diyelim: Oyunu ciddiye almamak ya da tam tersi fazlaca ciddiye almak, öyle ki, oyun sırasında bir yanınız kesilip kanarsa, akan kanınızın gerçekten akmadığını sanmak.

2. Göstergeler “kansız”sa, yani birbirlerinin yerlerini tutan göstergeler zincirinden dışarı çıkmak mümkün değilse ve eğer “gerçeklik dürtüsü” yitirilmişse; göstergelerin etkisine yerinde bir deyiş olarak hezeyan denilebilir. Bu durumda yitirilen o gerçeklik duygusunun açtığı derin yaradan olsa gerek, göstergelere yüklenen gerçeklik “aşırı”dır. Bu, her şeyden çok daha “gerçek” addedilmeleri anlamında gelir. Göstergenin kafamızda çivilenmiş duran bir şeyin yerini tuttuğunu ileri sürebilirsiniz, ancak göstergeyle kafanızdaki şeyin birbirinin yerini tutma ilişkisi içinde olduğunu söylediğiniz andan itibaren, bu ikisini zorunlu olarak birbirinden ayırırsınız. Ama bu ayrıma ulaşmanız beklenmeyebilir. Nitekim göstergelerin ilk yaptıkları şey zaten bu değildir. Göstergelerin bize yaptıkları en büyük iyilik, bir şeyi bir şeyin yerine geçirebilmeleri ve bu ilişkiyi gerçeklik yanılsaması yaratacak biçimde oluşturmalarıdır. Dolayısıyla oyunu işler kılan, göstergelere olan inancımızdır, yani onların yaptıkları işin ne zaman, ne koşullarda geçerli olabileceğine dair bir bilgimizin olduğuna ilişkin inanç. Ancak göstergenin yerini tuttuğu şeyle (bir başka gösterge diyebileceğiniz gibi, bunun, en son gösterenin işaret ettiği bir hakikat olduğunu da düşünebilirsiniz) olan bağının bir gerçeklik ürettiği konusundaki fikriniz sizi “aşırı gerçek” kılınmış göstergeler dünyasına götürebilir. Bu biçimde ilerlediğiniz takdirde, göstergeler göstergelerle konuşurken, insanda hezeyan etkisi baş gösterebilir.

Şimdi baştaki sorumuza dönelim ve soralım: Bir bayrak neyin yerine konulmuştur? Bu soruya vereceğiniz yanıt ne olursa olsun ya da sözü edilen bu iki tip tavırdan hangisini benimserseniz benimseyin, insan yakmakla bayrak yakmak arasındaki farkı belirleyemez durumda olduğunuzu göreceksiniz.

Öyleyse göstergeler hakkında yeniden ve bambaşka bir biçimde düşünmek zorundayız. Çünkü öyle görünüyor ki sadece farkı görebiliyor olmak, farklılaşmanın anlamına ilişkin bir şey söylemiyor. Bunun için de yapılacak ilk iş biraz çaresizlikten hızlıca “gerçeklik” ya da “gerçeklik dürtüsü” diye uyduruverdiğimiz şeyin olanağıyla ya da tam oradaki şeyin asıl nasıl bir şey olduğuyla ilgilenmek oluyor.

nilg.

Etiketler:

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: