fil

nuh

Yaşam anlarını imgelere dönüştürüp göz erimimizde tutmak ve böylece akıp gitmelerini engellemek isteriz. Çünkü bir file sarılmak imkânsızdır. İmgeleri zihinde çerçeveye almak, arzumuzu yeterince tatmin etmez. Zira zihin akışkandır, imgeler de bu yüzden kodlarla çakılmalıdır. Ama boşa. Kodlar çürür. Fark edilmez bile çürüdüğü. Nasıl sıkı olursa olsun zihnin akışıyla sürüklendiğinden. Böylece imge bir toz parçası gibi kendi yolundan her şeyin içine düştüğü aynı karanlık deliğe yuvarlanır. Görmeye alıştırılmasaydık bu akış bizi rahatsız etmezdi ve bilmek, anlamak, yakalamak, açıklamak, ortaya çıkarmak ya da yaşamak fiillerini görmenin içine sokuşturup onunla denkleştirmeseydik bir körün yaşamı bize şimdi böyle karanlık gelmezdi.

Ama imgelerimizi bir yerlerinden tutalım istiyoruz. Doğrusu, imgemiz bizim elimizden bir tutsun. Ama nasılsa her tuttuğumuz filin ayağı ya da hortumu çıkıveriyor.

İnsan bir file neden sarılmak ister. Fili bilme isteği değil cevap. Çünkü insan doğru yanlış bir biçimde fili bilebilir. Ve eğer yanlış bilmeden kendini korumaya çalışmazsa özellikle daha çok yanlış bilerek fili bilebilir. Tüm yanlış bilmeler tüketilebilirse mesela. Ama file sarılma arzusu başka tür, daha temel, daha çetrefil. Buradaki çetrefillik filliğin yarattığı ikilemde. Bir şey için file sarılma isteğinin ortadan kalkacağı tek durum o şeyin filin kendisi olması durumu olurdu. Bu yüzden böyle bir istek ancak şeyin bir ortam içinde, yani yaşamıyla o yaşamı yaşayan şey arasındaki mesafeyi oluşturan bir mekân içinde bulunmasıyla ortaya çıkabilir.

Şunu söylüyorlar: Her şey zorunlu olarak böyle bir ortamın içindedir. Ya da şeyin (akıl sahibi şeyin diye parantez açıyorlar) zihni tüm diğer şeylerin içine konumlandırılacağı uzamı belirler. Ve her şekilde şu sonuca varıyorlar: Ortam zorunludur, yoksa varoluş düşer. Hiçbir varoluşun düşemiyor oluşu da bu hakikatin kanıtı.

Kabul etmek gerek, gerçekten de hiçbir şey düşmüyor.

Anları imgelere dönüştürüp (imgelere dönüştürmeli çünkü kokular, sesler ((sözcükler değil)), duygular, sanılar dağılıp gider; oysa imge öldürücüdür) burada bir şey olduğunu/olduğumu görmeliyim. Bir oyun hamuruymuş gibi yaşayan belleğimden bir parça koparıp kendime bir fil hafızası yaratmalıyım. Ama zihin hiçbir şey üzerine titizlenmez. O zaman bir resim ya da fotoğraf alırım. Bunun yok oluşa karşı sığınılan bir ölümsüzlük mağarası olduğunu düşünürler. Oysa canlının hayatında ölümle ilişkili o kadar az şey vardır ki ayakta tutabilmek için canlının kendi hayatında ölümü özel olarak beslemesi gerekir. Resimler ya da fotoğraflar yaşamımızı kimin yaşadığını görmek istememizle ilgilidir. Kimin yaşadığını merak ederiz, çünkü bir ortam içinde olmamız gözlerimizi bedenimizden oyup çıkarır ve onları kendi kendimizi seyretmemiz için sahnenin karşı tarafına yerleştirir. Ve herhalde, sahnenin bu iki ayrı yerinden düşmeyelim diye bir öküz bizi boynuzları arasında ortalamıştır.

İnsanlar kendi fotoğraflarına bakarlar, kâğıda ya da ekrana sabitlenebilmiş ayna görüntülerine. Bir ortam içinde olmaktan kahrolanlar gördüklerine inanamaz. Diğerleri rahatlar. Meğer işte oradalarmış, düşmüyorlarmış. Kahrolanlar şunu der: Kendimi gösteren bir fotoğraf bulduğumda her şeyi daha iyi anlayacağım. Oysa bu olanaksızdır. Bir anının imgeyle öldürülüşü, aynada ya da fotoğrafta kendinle karşılama korku ve kaygıdan başka bir şey yaşatmaz. Üstelik bu kaygıda ölüm, ölümlülük, yokluk, hiçliğe karışma gibi bir şeylerin esamesi yoktur. Her şey tümüyle yaşamla ilgili ama kesinlikle yaşamın kendisinden uzaktır. İnsan kendi yaşamından dışarı çıkartılmış gibidir. Sürekli kendini görmeye çalışan göz, sürekli tersine dönüp kendi kendini yiyen bir ağız olarak hareket eder. Ortadadır. Üstelik içinde bulunduğu yerde hiçbir şeyin ve hatta ortamın kendisinin bile buraya fırlatılmış olmadığını fark eder.

Bir fotoğrafta kendini görmenin nesi güzel? Kendinle imgeyi çakıştırabilmen. Tüm dünyayı her daim maruz bıraktığın şeye yani kendine, “nedir bu şey” diye bakabiliyor olman. İşte burada hafifçe başımı yana eğmiş gülümsüyorum. Her seferinde kendimi imgede yakalayabiliyorum. Bir şeyin içinde olduğumu düşünmem için tek bir parçayı yerine koymam yeterli zaten. Önümde bir engel yok. Hiçbir sınıflandırmam boşa çıkmıyor, kullandığım hiçbir ad yetersiz kalmıyor. Dil her şeyiyle beni konuşuyor. Ayrıca benim konuşmamı gerektirecek bir şey yok. Kendi imgemi ve dolayısıyla kendimi bu konuşmayla tanımlayabilirim. Dışarıda kalan bir yanım olmayacak. Dili kullanma ustalığından başka bana bir şey gerekmeyecek. İşte bu sürtünmesiz ortam. Öyle ki orada olan orada olduğunu fark edemiyor.

Yaşamıyla arasında açılan mesafenin mide bulantısına yol açtığı kişi ise büyük bir tuhaflıktır. Bir gemideymiş gibi asla kurtulamayacağı bir kusma isteğinden muzdariptir. Bu geminin Nuhun gemisi olabileceğini düşünür. Elbette Nuh ya da Nuh’un soyundan gelmediğini bilir. Nuh aynada kendini sevendir. Sadece belli bir ihtimaller yelpazesini varsayar ve önemser. Gemisini doldurma biçimiyle tufandan sonraki dünyayı tüm evrene kapar. Yaptığı şey kurtarma değil, bir kaçırma operasyonudur. Midesi bulanan, Nuh’un hermafrodit olduğu için ne yapacağını bilemediği ama aceleyle gemiye aldığı bir şeydir. Eşsiz bir şey ya da kendi kendine eş olan şey.

İhtimalleri belirli bir ortama kaçırılmış olma ihtimal dışı şeyler için aşağılayıcıdır. Kendine eş bir imge aramanın aşağılayıcı olması gibi. Çünkü gerçek bir ihtimal dışı eşleşemez olandır. Bu yüzden verili olmayan, oluşturulmuş/yaratılmış ortamı ortadan kaldırmak mümkün olmayabilir. Böyle bir mesafesizlik sadece belirli perspektiflerden kurulmuş ihtimal ağlarının dokusunu dönüştürmeyi gerektirir. Bu zemini varlık için zorunluymuş gibi gösteren bu zorluktur zaten. Kurgu düşünülenin aksine kırılgan değil bağlayıcıdır ve bulantının nedeni gerçekte bir kapan olan kurgunun içinde kısılıp kalmış olmaktır.

Midesi bulanan yüzünü kendi imgesi diye karşısında belirenden öteye çevirir. Gözlerin kapatılması ile kapan ortadan yok oluverecek ya da körün yaşantısına yaklaşmak mümkün olabilecekmiş gibi.

n.g.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: